Mirastan Mal Kaçırma (Muris Muvazaası) Nedir banner görseli
04 Ağustos 2025

Mirastan Mal Kaçırma (Muris Muvazaası) Nedir? 

Av. Arb. Çiğdem Gündüz Hanoğlu

Miras bırakan kişilerin, ölümden sonra malvarlığının mirasçılar arasında adil şekilde paylaştırılmasına engel olacak şekilde gerçekleştirdikleri işlemler Türk hukuk sisteminde “muris muvazaası” olarak adlandırılır. Genellikle mirasçıları dışlamak ya da bazı mirasçılara diğerlerine göre daha fazla mal bırakmak amacıyla gerçekleştirilen bu işlemler, görünüşte geçerli bir satış veya bağış gibi gösterilse de gerçekte muvazaalı yani danışıklı işlemlerdir. Yargıtay içtihatları ışığında muris muvazaasına dayalı işlemlerin iptali ve tapu tescilinin eski hale getirilmesi mümkündür. Miras hukukunda sıklıkla karşılaşılan bu uyuşmazlıklar, hem maddi hem de manevi olarak mirasçılar üzerinde derin etkiler yaratmaktadır. Bu nedenle muris muvazaasına karşı açılacak davalarda profesyonel destek alınması büyük önem taşır.
Bu konuda daha fazla bilgi ve destek almak için online hukuk danışmanlığı hizmetimizden yararlanabilir, deneyimli bir İstanbul avukat ile sürecinizi güvenle yürütebilirsiniz. 

Muris Muvazaası Nedir? 

Muris muvazaası, miras bırakan kişinin, gerçek niyetiyle örtüşmeyen bir sözleşme veya işlem yaparak, mirasçılardan mal kaçırma amacıyla gerçekleştirdiği danışıklı hukuki işlemi ifade eder. Türk Medeni Kanunu’nda doğrudan tanımlanmasa da Yargıtay kararlarıyla şekillenmiş ve yerleşik hale gelmiş bir kavramdır. Genellikle satış sözleşmesi gibi görünen işlemlerin gerçekte bağış niteliğinde olduğu ve bu işlemlerin mirasçılardan mal kaçırma niyetiyle yapıldığı durumlarda muris muvazaasından söz edilir. 

Bu tür işlemlerde görünürdeki sözleşmenin tarafı olan kişi ile muris arasında gerçekte bir satış ilişkisi yoktur; amaç, mirasçılar dışında bir üçüncü kişiyi malvarlığına ortak etmek ya da belirli bir mirasçıyı kayırmaktır. Uygulamada sıklıkla, murisin çocuklarından birine taşınmazı sattığı iddia edilse de aslında bu bir satış değil bağış niteliğindedir ve diğer mirasçılar bu işlemden haberdar edilmemiştir. Bu durumda, muris muvazaası iddiasıyla işlem iptali ve tapunun mirasçılar adına tescili için dava açılabilir. 

Muris muvazaası, görünürdeki işlem ile gerçek iradenin örtüşmediği, danışıklı bir işlem olduğu için hem miras hukuku hem de borçlar hukuku yönünden ayrı değerlendirmelere tabi tutulur. Mirasçıların bu tür muvazaalı işlemler karşısında haklarını arayabilmeleri, Yargıtay içtihatları doğrultusunda mümkündür. 

Mirastan Mal Kaçırma (Muris Muvazaası) Nedir ile alakalı görsel

Muris Muvazaasının Unsurları ve Şartları Nelerdir? 

Muris muvazaasının varlığından söz edilebilmesi için bazı hukuki unsurların bir araya gelmiş olması gerekir. Yargıtay’ın istikrar kazanmış kararlarına göre muris muvazaasına dayalı bir işlemin iptal edilebilmesi için şu temel şartlar aranır: 

Görünüşteki Sözleşme (Göstermelik İşlem) 

Muris, gerçekte yapmak istemediği bir işlemi — örneğin satış gibi — tapuda işlem yapılabilmesi için göstermelik olarak düzenler. Bu sözleşme dış dünyaya karşı geçerli gibi görünse de taraflar arasında gerçek bir irade beyanı içermez. Aslında satış yapılmış gibi gösterilen taşınmazlar, bedelsiz olarak devredilmekte; ancak diğer mirasçıların hak kaybına uğraması sağlanmaktadır. 

Muvazaa Sözleşmesi 

Taraflar arasında bir gizli anlaşma (muvazaa) bulunur. Bu anlaşma, tapuda görünen sözleşmenin gerçekte uygulanmayacağına ilişkin taraflar arasındaki irade uyuşmazlığını gösterir. Örneğin; muris ve işlemin diğer tarafı, satış işlemi yapılmış gibi görünmesine rağmen aslında bağış yapıldığı konusunda anlaşmış olabilir. Bu gizli irade açıklaması, muvazaanın temel unsurudur. 

Mirasçıları Aldatma Amacı 

En önemli unsur, murisin bu danışıklı işlemi mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla gerçekleştirmiş olmasıdır. Bu durumda işlem, yalnızca şekli bir satış olmayıp, diğer mirasçıların miras paylarını azaltmaya yönelik kötü niyetli bir eylemdir. Muris, saklı paylı mirasçıların haklarını bertaraf etmek veya bir mirasçıyı diğerlerine göre kayırmak isteyebilir. 

Gizli İşlem 

Taraflar, görünürdeki işlemin aksine gerçek bir irade açıklaması yapmışlardır ve bu gizli işlem, genellikle bağış niteliğindedir. Bu bağış niteliğindeki işlem, tapuda satış gibi gösterildiği için mirasçıların bilgi ve rızası dışında gerçekleşmiş olur. Hukuken geçerli bir bağışın yapılabilmesi için gereken koşullar ise burada sağlanmamıştır. 

Bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, muris muvazaasının hukuki bir bütünlük arz ettiği ve somut olayın özelliklerine göre her bir unsurun varlığının detaylı şekilde incelenmesi gerektiği anlaşılır. Mahkemeler, bu unsurların ispatı halinde işlemin muvazaalı olduğuna ve iptal edilerek taşınmazın miras payları oranında mirasçılar adına tesciline karar verebilmektedir. 

Muris Muvazaasında “Miras Bırakanın Asıl İradesinin Belirlenmesi” 

Muris muvazaası davalarında mahkemelerin en çok üzerinde durduğu hususlardan biri, miras bırakan kişinin (murisin) gerçek iradesinin ne olduğunun tespitidir. Çünkü görünüşteki sözleşme ile murisin asıl amacı arasında fark bulunup bulunmadığı, bu davaların kaderini belirleyen en temel unsurdur. 

Muris bir taşınmazı tapuda satış gibi göstererek bir mirasçısına ya da üçüncü kişiye devrettiğinde, mahkeme bu işlemin ardındaki gerçek niyeti araştırmakla yükümlüdür. Uygulamada muris genellikle “sözde satış” yaparak aslında bağış yapmakta; diğer mirasçılardan mal kaçırma kastı ile hareket etmektedir. Bu nedenle hâkim, murisin işlemdeki iradesini ortaya çıkarabilmek için hem maddi delilleri (tanık beyanları, banka kayıtları, taşınmazın bedelinin ödenip ödenmediği gibi) hem de olayın genel özelliklerini değerlendirir. 

Yargıtay yerleşik içtihatlarında bu durumu şu şekilde ifade eder: “Muris muvazaasında, görünürdeki işlemin gerçek iradeyi yansıtmadığı, satış gibi gösterilen işlemin gerçekte bağış olduğu ve murisin mirasçılardan mal kaçırma kastıyla hareket ettiği saptanmalıdır.” (Yargıtay 1. HD, 2017/1411 E., 2018/4593 K.) 

Bu tespit yapılırken şu hususlar önem taşır: 

  • Tapudaki satış bedeli ile rayiç değer arasındaki fark (örneğin satış bedelinin çok düşük gösterilmesi) 
  • Satış bedelinin gerçekten ödenip ödenmediği (ödeme belgesi, banka dekontu vs.) 
  • Taşınmazın devredildiği kişi ile murisin ilişkisi (özellikle tek bir mirasçının kayırılması durumu) 
  • Murisin ölmeden kısa süre önce yaptığı işlemler 
  • Murisin satıştan sonra taşınmazı fiilen kullanmaya devam edip etmediği 

Tüm bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde, murisin gerçekten satış yapmak mı yoksa bağış maskesi altında mirasçıdan mal kaçırmak mı istediği anlaşılır. Eğer murisin asıl iradesi bağış yapmak ve bu yolla diğer mirasçıların miras hakkını bertaraf etmekse, bu işlem muris muvazaası sayılır ve iptali gündeme gelir. 

Mirastan Mal Kaçırma (Muris Muvazaası) Nedir ile alakalı görsel

Hangi Durumlar Mirastan Mal Kaçırmaya Girer? 

Mirastan mal kaçırma (muris muvazaası), miras bırakanın ölümünden sonra mirasçıların saklı payını veya yasal miras hakkını ortadan kaldırmak amacıyla yaptığı hileli işlemlerle ortaya çıkar. Bu işlemler çoğunlukla satış gibi gösterilse de gerçekte bağış niteliği taşır ve murisin asıl amacı belirli mirasçıları mirastan mahrum bırakmaktır. Aşağıda, muris muvazaası kapsamında değerlendirilme ihtimali yüksek bazı yaygın durumlar sıralanmıştır: 

Tapuda Satış Gibi Gösterilen Bağış İşlemleri 

Muris, bir taşınmazını “satış” gibi göstererek aslında karşılıksız bir şekilde bir mirasçısına ya da üçüncü kişiye devrederse ve bu işlem mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıyorsa, bu işlem muvazaalı sayılır. 

Murisin Öldüğü Yıla Yakın Tarihlerde Yapılan Devirler 

Ölümünden kısa bir süre önce yaptığı taşınmaz devri işlemleri, özellikle bedelsiz veya düşük bedelli ise, mirastan mal kaçırma şüphesini artırır. 

Mirasçıdan Mal Kaçırma Kastıyla Eş, Evlat, Kardeş gibi Yakın Akrabalara Yapılan İşlemler 

Muris, sadece belirli bir evladını ya da eşini gözetmek amacıyla, diğerlerini mirastan mahrum bırakacak şekilde mal devrederse bu da muris muvazaasına girer. 

Bedelin Gerçekten Ödenmemesi 

Satış işlemi yapılmış görünse de satış bedeli gerçekte ödenmemişse ve bu durum objektif delillerle sabitse, bu işlem muvazaalıdır. 

Murisin Taşınmazı Devrettikten Sonra da Kullanımına Devam Etmesi 

Tapuda devri yapılan taşınmazın fiilen kullanımında herhangi bir değişiklik olmaması, murisin işlemden sonra da taşınmazı kullanmaya devam etmesi, işlemin görünüşte kaldığını ve gerçekte bağış olduğunu gösterebilir. 

Bu gibi işlemler, görünüşte hukuka uygun gibi dursa da içerdikleri niyet ve sonuç itibarıyla miras hakkına doğrudan zarar verdiği için muris muvazaası olarak değerlendirilir ve dava konusu yapılabilir. 

Muris Muvazaası Olarak Değerlendirilmeyen İşlemler 

Her malvarlığı devri muris muvazaası kapsamında değerlendirilmez. Murisin mirasçılardan mal kaçırma kastı taşımadığı, gerçek iradesine uygun ve hukuken geçerli işlemler bu kapsama girmez. Bu noktada, mirastan mal kaçırma davasının reddine sebep olabilecek ve muris muvazaası sayılmayan bazı işlem türleri aşağıda açıklanmıştır: 

  • Gerçek Satış İşlemleri: Muris ile alıcı arasında geçerli bir satış sözleşmesi mevcutsa, bedel piyasa koşullarına uygunsa ve ödeme banka üzerinden ya da başka belgelerle ispatlanabiliyorsa bu işlem muris muvazaası sayılmaz. Özellikle yabancı kişilere veya üçüncü şahıslara yapılan ve bedeli gerçekten ödenen taşınmaz satışları geçerli kabul edilir. 
  • Bağış Niteliği Taşıyan Açık İşlemler: Muris bir taşınmazını tapuda açıkça “bağış” olarak devretmişse ve işlemde gizli bir amaç yoksa, bu işlem muvazaalı sayılmaz. Ancak bağışın yapıldığı kişi saklı paylı mirasçılar dışındaysa, tenkis davası gündeme gelebilir. Burada muris muvazaası değil, bağışa dayalı hak ihlali söz konusu olur. 
  • Ölünceye Kadar Bakma Sözleşmeleri: Muris ile bir kişi arasında yapılan ve murisin bakımının üstlenilmesi karşılığında taşınmaz devri öngören “ölünceye kadar bakma sözleşmeleri”, geçerli bir ivazlı işlem olarak kabul edilir. Ancak bu sözleşmenin şekil şartlarına uygun olarak yapılmış ve fiilen uygulanmış olması gerekir. Aksi takdirde muvazaa şüphesi doğabilir. 
  • Mal Rejimi Kapsamında Eşe Yapılan Devirler: Muris tarafından eşine, edinilmiş mallara katılma rejimi ya da başka yasal mal rejimleri kapsamında yapılan devirler, evlilik birliğinin doğal sonucu olarak değerlendirildiği sürece muvazaalı sayılmaz. Ancak yine de bu tür işlemlerin sınırları dikkatle incelenmeli, mirastan mal kaçırma kastı olup olmadığı araştırılmalıdır. 

Sonuç olarak, bir taşınmaz devrinin muris muvazaası olarak değerlendirilebilmesi için yalnızca şekli değil, aynı zamanda içerik, niyet ve ödeme gibi unsurlar da dikkate alınmalıdır. Her devir işlemi otomatik olarak muvazaalı sayılamaz. Somut olayın özellikleri ve murisin iradesine ilişkin objektif verilerle birlikte değerlendirme yapılmalıdır. 

Resmi Şekle Bağlı Devirlerin Muvazaa Sebebiyle İptali ve Tescili Davası 

Türk Medeni Kanunu uyarınca taşınmazların mülkiyeti, ancak resmi şekilde yapılmış ve tapu siciline tescil edilmiş bir sözleşmeyle devredilebilir. Bu nedenle muris muvazaasına konu olan işlemler de çoğu zaman resmi şekilde yapılmış, tapuya tescil edilmiş satış sözleşmeleri şeklinde görünür. Ancak işlemin şeklen geçerli olması, onun içerik bakımından geçerli olduğu anlamına gelmez. Muvazaa, tarafların gerçek iradelerinin görünürdeki sözleşmeyle örtüşmemesi hâlinde doğar. Bu durumun ispatlanması hâlinde, resmi şekilde yapılmış olsa dahi tapu devri işlemi iptal edilebilir. 

Muris muvazaası davasında, görünüşteki işlem (genellikle tapuda satış) ile tarafların gerçek iradesi (örneğin bağış) arasındaki fark ortaya konularak, işlemin gerçekte mirasçılardan mal kaçırma amacıyla yapıldığı ispatlanmalıdır. Bu durumda, taşınmazın devrine ilişkin resmi satış sözleşmesi mahkeme kararıyla iptal edilir ve taşınmaz murisin mirasçıları adına tescil edilir. 

Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, resmi şekle bağlı işlemlerde dahi muvazaa iddiası dinlenebilir. Özellikle Yargıtay 1. Hukuk Dairesi’nin 2016/2382 E. ve 2016/3653 K. sayılı kararında şu ifade yer almaktadır: 

“Taşınmaz mülkiyeti tescille kazanılır. Resmi şekilde yapılmamış satışlar geçerli değildir. Ancak fiili kullanıma geçen, bedel ödeyen, zilyetliği devralan kişiler lehine TMK 716/son fıkrası uyarınca mahkeme kararıyla tescil yapılabilir.” 

Bu noktada mahkeme, görünürdeki satış işleminin arkasındaki bağış niyetini, murisin ödeme alıp almadığını, işlemin aile içi ilişkilerde nasıl bir sonuç doğurduğunu değerlendirir. Murisin işlem sonrasında taşınmaz üzerindeki fiili tasarrufu sürdürmesi veya satış bedelinin gerçekten ödenmemiş olması gibi deliller, muvazaa iddiasını güçlendirir. 

Sonuç olarak, resmi şekle bağlı bir taşınmaz devri dahi muris muvazaası iddiası ile iptal ettirilebilir. Bu durumda, dava neticesinde iptal edilen tapu kaydının mirasçılar adına tescili talep edilir. Bu süreçte hukuki destek alınması, delillerin toplanması ve dava stratejisinin doğru belirlenmesi büyük önem taşır. 

Mirastan Mal Kaçırma Davasını Kimler Açabilir? 

Mirastan mal kaçırma davası, hukuken “muris muvazaasına dayalı tapu iptal ve tescil davası” olarak anılır ve bu davayı yalnızca belirli kişiler açabilir. Bu kişilerin başında, murisin yasal mirasçıları gelir. Dava hakkı, doğrudan murisin ölümünden sonra doğar; çünkü miras bırakan hayattayken yapılan işlemlere karşı mirasçıların dava açma yetkisi bulunmaz. Ancak ölümle birlikte murisin malvarlığı mirasçılara geçer ve bu noktada, mirasçılar, miras haklarını zedeleyen işlemleri yargı denetimine taşıma hakkı elde ederler. 

Muris muvazaasına dayalı dava, yalnızca murisin mirasçıları tarafından açılabilir. Bunlar yasal mirasçılar (çocuklar, eş, anne-baba gibi) veya atanmış mirasçılar olabilir. Dava hakkı, miras payına zarar gelmiş olan her bir mirasçı açısından bireysel olarak mevcuttur. Örneğin, muris bir taşınmazı çocuklarından yalnızca birine bağış görünümünde devretmişse, diğer çocuklar bu işleme karşı dava açabilir. 

Uygulamada sık yapılan bir yanlış, yalnızca saklı payı olan mirasçıların bu davayı açabileceği yönündedir. Oysa Yargıtay’ın istikrar kazanmış kararlarına göre, miras payı zarar gören her mirasçı (saklı pay sahibi olsun ya da olmasın), muris muvazaasına dayanarak dava açabilir. Bu yönüyle, tüm yasal mirasçılar açısından mal kaçırma işlemine karşı başvuru yolu açıktır. 

Davayı açan mirasçı, yalnızca kendi miras payı oranında hak talep edebilir. Diğer mirasçılar davaya katılmak zorunda değildir. Ancak uygulamada, tüm mirasçıların birlikte dava açması daha sağlıklı ve sonuç alıcı olur. Aksi hâlde, dava sonunda yalnızca davacı mirasçı lehine hüküm kurulur ve tapu iptali ile tescil sadece onun payı oranında gerçekleştirilir. 

Mirasçının bu davayı açabilmesi için, murisle arasında yapılmış bir mirastan feragat sözleşmesi bulunmamalıdır. Feragat eden bir mirasçı, mal kaçırma iddiasıyla dava açamaz. Aynı şekilde, mirası reddetmiş olan mirasçılar da bu haktan yararlanamazlar. 

Mirastan Mal Kaçırma (Muris Muvazaası) Nedir ile alakalı görsel

Mirastan Mal Kaçırma Davasında Zamanaşımı ve Hak Düşürücü Süre 

Muris muvazaasına dayalı olarak açılan mirastan mal kaçırma davaları, Türk Medeni Kanunu’nda açıkça düzenlenmiş zamanaşımı ya da hak düşürücü süreye tabi değildir. Bu yönüyle diğer birçok özel hukuk davasından farklıdır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatları doğrultusunda, muris muvazaası davalarında sürekli bir dava hakkı mevcuttur ve bu hak işlemin muvazaalı olduğu öğrenildiği andan itibaren kullanılabilir. Ancak yine de bazı hukuki ve fiili sınırlamalar söz konusu olabilir. 

Yargıtay, muris muvazaasına dayalı davalarda zamanaşımının işlemediğini, bu tür davaların murisin ölümünden sonra ve muvazaa öğrenildiğinde açılabileceğini belirtmektedir. Bu nedenle, tapu devrinin üstünden uzun yıllar geçmiş olsa bile, murisin ölümünden sonra davacının işlemin muvazaalı olduğunu öğrendiği tarih önemlidir. Ancak bu noktada dürüstlük kuralı çerçevesinde makul bir sürede dava açılması gerekir. 

Her ne kadar mirasçılar ile ilk el devralan kişiler arasında dava süresi yönünden sınırsızlık söz konusuysa da, taşınmaz daha sonra iyiniyetli üçüncü kişilere devredilmişse, bu kişilere karşı açılacak davalarda Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesi devreye girer. Bu maddeye göre, tapu siciline güvenen ve iyi niyetli olarak taşınmazı edinen kişi, bu hakkı korunur. Dolayısıyla, davanın açılma süresi değil, taşınmazın el değiştirme süreci önem kazanır. 

Yargıtay bazı durumlarda, davanın çok uzun süre sonra açılmasını, hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirebilmektedir. Özellikle murisin ölümünün üzerinden 20-30 yıl geçmiş ve mirasçılar bu süre boyunca taşınmaz üzerindeki tasarruflara ses çıkarmamışlarsa, dava hakkının dürüstlük kuralına aykırı şekilde kullanıldığına hükmedilebilir. Bu durumlarda dava reddedilebilir. 

Zamanaşımı bulunmamakla birlikte, davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması gerekir. Örneğin, başka bir mirasçı devri gerçekleştirmişse ve dava konusu taşınmaz üzerinde hiçbir hak talep etmiyorsa, dava açması hukuki yarar bakımından sorgulanabilir. 

Mirastan Mal Kaçırma Davasında Harçlar 

Muris muvazaasına dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davaları, nispi harca tabi davalardır. Bu tür davalarda, dava konusu taşınmazın değerine göre belirlenen oranlarda harç ve giderlerin mahkemeye ödenmesi gerekmektedir. Harç hesaplaması, dava açılırken beyan edilen taşınmaz değeri üzerinden yapılır ve bu değer mahkeme tarafından da araştırılabilir. Harçların doğru hesaplanması ve eksiksiz yatırılması, davanın usulden reddedilmemesi açısından kritik önemdedir. 

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve 492 sayılı Harçlar Kanunu hükümlerine göre, nispi harç; dava konusu edilen malvarlığı değeri üzerinden belirli bir oranda hesaplanan yargı harcıdır. Muris muvazaasına dayalı davalarda taşınmazın tapu kayıtlarında gösterilen rayiç değeri, dava dilekçesinde beyan edilir ve bu değer üzerinden binde 68,31 oranında harç alınır (2025 yılı tarifesi esas alınmıştır). 

Örneğin, dava konusu taşınmazın değeri 2.000.000 TL olarak beyan edildiyse, başvuru sırasında ödenecek peşin harç yaklaşık 13.662 TL olacaktır. Harcın tamamı dava açılırken alınmaz; genellikle 1/4’ü peşin alınır, kalan kısmı karar aşamasında tamamlanır. 

Ayrıca, mahkemeye sunulan vekâletnamelerde avukatlık vekâlet harcı da ödenmelidir. Bunun yanı sıra, bilirkişi ücreti, keşif gideri, tebligat masrafları ve tapu kayıt suretleri gibi çeşitli yargılama giderleri de önceden mahkeme veznesine yatırılmalıdır. 

Mirasçının maddi durumu yetersizse ve bunu belgelerle ispat edebilirse, mahkemeden adli yardım talep ederek geçici olarak harçlardan muaf tutulması istenebilir. Mahkeme bu talebi değerlendirerek harç ve giderlerin devlet tarafından karşılanmasına karar verebilir. 

Mirastan Mal Kaçırma Davasında Görevli ve Yetkili Mahkeme 

Muris muvazaasına dayalı olarak açılan mirastan mal kaçırma davalarında, görevli ve yetkili mahkeme doğru seçilmelidir. Aksi hâlde dava, usulden reddedilebilir veya ciddi zaman kaybına neden olabilir. Bu nedenle, davanın açılacağı mahkeme türü (görevli mahkeme) ile coğrafi olarak nerede açılacağı (yetkili mahkeme) unsurları dikkatle belirlenmelidir. 

Muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil davaları, çekişmeli yargı kapsamında değerlendirilir ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) uyarınca Asliye Hukuk Mahkemeleri görevlidir. Taşınmazın aynına ilişkin davalar arasında yer alan bu tür davalarda, Sulh Hukuk Mahkemesi değil Asliye Hukuk Mahkemesi yetkilidir. Uygulamada sıklıkla tapu iptal ve tescil talepli davalarda yetki konusunda tereddüt yaşansa da görev yönünden herhangi bir istisna bulunmamaktadır. 

Yetki bakımından ise, HMK m. 12 hükmü uyarınca, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. Yani dava konusu taşınmaz hangi il veya ilçede yer alıyorsa, o yer Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açılmalıdır. Bu kural kamu düzenine ilişkin olduğu için tarafların anlaşması ile başka bir yer mahkemesinde dava açılamaz ve açılırsa mahkeme yetkisizlik kararı verir. 

Taşınmazın bulunduğu yerin tespiti yapılırken tapu kaydındaki yer bilgisi esas alınır. Eğer taşınmazın fiilî konumu başka bir ilçede olsa dahi, tapu kayıtlarında belirtilen yer esas alınacaktır. Bu nedenle dava dilekçesi hazırlanırken tapu kayıtları dikkatle incelenmeli ve doğru mahkemeye başvuru yapılmalıdır. 

Davalı mirasçıların veya işlem tarafı olan üçüncü kişilerin ikametgâh adresleri, yetki kuralını değiştirmez. Yani muris muvazaasına dayalı davalarda yalnızca taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir; davalıların bulunduğu yerin mahkemesinde dava açılamaz. 

Muris Muvazaası ve Tenkis Arasındaki Farklar 

Muris muvazaası davası ile tenkis davası, miras paylaşımındaki adaletsizlikleri gidermeyi amaçlayan ancak hukuki nitelikleri, dayanakları ve sonuçları bakımından farklı iki dava türüdür. Muris muvazaası davası, Borçlar Hukuku’ndaki muvazaa ilkelerine ve Yargıtay içtihatlarına dayanmakta olup, görünüşte satış gibi gösterilen gerçekte bağış olan işlemlerin iptalini ve tapunun mirasçılar adına tescilini hedeflerken; tenkis davası, Türk Medeni Kanunu’na (TMK m. 510 ve devamı) dayanır ve miras bırakanın saklı payları ihlal eden bağışlamalarının düzeltilmesini talep eder.  

Muris muvazaasında dava herhangi bir zamanaşımına tabi olmayıp mirasçının muvazaa işlemini öğrendiği tarihten itibaren açılabilirken, tenkis davası miras bırakanın ölümünün ve saklı paya tecavüzün öğrenilmesinden itibaren 1 yıl içinde açılmalıdır.  

Ayrıca muris muvazaası davasını hem yasal hem atanmış mirasçılar açabilirken, tenkis davası yalnızca saklı pay sahibi yasal mirasçılar tarafından açılabilir. Muris muvazaası davasında işlemdeki gerçek iradenin bağış olduğunun tanık, belge ve aile içi ilişkilere dayalı olarak ispatı gerekirken; tenkis davasında bağışlanan malvarlığı ve saklı pay oranlarının matematiksel değerlendirmesi yapılır. Bu nedenlerle her iki davanın unsurlarının iyi anlaşılması ve doğru seçimin yapılması, hak kayıplarını önlemek açısından büyük önem arz etmektedir. 

Muris Muvazaası ve Tenkis Davası Birlikte Açılabilir mi? 

Miras paylaşımı sırasında yaşanan adaletsizlikleri gidermek amacıyla açılabilecek davalardan olan muris muvazaası davası ile tenkis davası, farklı hukuki temellere dayansa da bazı durumlarda bir arada gündeme gelebilir. Ancak bu iki dava türünün hukuki dayanakları, dava şartları, zamanaşımı süreleri ve ispat yükleri birbirinden farklı olduğundan, birlikte açılmaları hukuken mümkündür ancak dikkatli bir şekilde planlanmalıdır. 

Türk yargı uygulamasında, muris muvazaası iddiası ispatlanamazsa veya yeterli delil sunulamazsa, yedek olarak tenkis talebi ileri sürülebilir. Bu sebeple uygulamada, mirasçıların haklarını tam anlamıyla korumak adına asıl talep muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil, yedek talep ise tenkis olarak gösterilmektedir. 

Yargıtay da bu konuda istikrar kazanmış kararlarında, davacıların hem muris muvazaası hem de tenkis taleplerini birlikte ileri sürebileceklerini kabul etmektedir (Yargıtay 1. HD, 2017/4722 E., 2018/4066 K.). 

Davacı mirasçı dava dilekçesinde terditli olarak; 

  • Miras bırakanın satış göstererek gerçekte bağışladığı taşınmazın, muris muvazaası nedeniyle tapu iptali ve miras payı oranında tescil edilmesi, 
  • Muris muvazaası ispatlanamazsa, Türk Medeni Kanunu’nun 560 ve devamı maddeleri gereğince, saklı payın ihlali nedeniyle fazla kısmın tenkisi istenebilir. 

Terditli talep mirasçının hem muvazaa hem de saklı pay iddialarını güvence altına alır. 

Bu davaların birlikte açılabilmesi, farklı zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin varlığını değiştirmez: 

  • Muris muvazaasında herhangi bir hak düşürücü süre bulunmaz. 
  • Tenkis davasında ise miras bırakanın ölümünden ve bağışın öğrenilmesinden itibaren 1 yıl içinde dava açılmalıdır. 

Bu nedenle davacı, özellikle tenkis talebi yönünden 1 yıllık süreyi geçirmemeye dikkat etmelidir. 

Davalı tarafın muvazaa iddiasını kabul etmemesi, işlemde gerçek bir satış bedeli olduğunu savunması veya bağışlama olmadığını ileri sürmesi gibi durumlar karşısında, yalnızca muris muvazaasına dayanan bir dava reddedilebilir. Ancak davacı, yedek olarak tenkis talebini ileri sürdüğünde, miras hakkını kısmen de olsa koruma imkânına kavuşur. 

ONLINE RANDEVU AL